Aziz Dostlar, Kıymetli Okurlar,
Daha dün gibi hatırlıyoruz… Geçen sene tam da bu vakitler içimizde derin bir endişe, gözlerimizde umutla gökyüzünü gözlüyorduk. Toprak çatlamış, barajlar alarm vermiş, nehirlerin yatakları kuruma noktasına gelmişti. Çiftçimiz toprağına, besicimiz hayvanına bakıp mahzun oluyor; topyekün bir millet olarak dudaklarımızdan “Ya Rabbi, bize merhamet et, rahmetini esirgeme!” duaları dökülüyordu. Kuraklığın o amansız yüzü, insanoğluna ne kadar aciz, ne kadar çaresiz ve her an ne kadar muhtaç olduğunu bir kez daha iliklerimize kadar hissettirmişti.
İşte tam o çaresizlik anlarında, hani kalplerin daraldığı, umutların tükenmeye yüz tuttuğu demlerde Cenab-ı Allah, Mülk Suresi’nin 30. ayet-i kerimesiyle adeta bizleri sarsıyor ve uyanmaya davet ediyordu:
”De ki: Söyleyin bakalım, eğer suyunuz çekilip kayboluverse, size kim temiz bir akar su getirebilir?”
İlahi Bir Soru ve Acziyetimiz
Hocam, bu ayet sıradan bir soru değildir; bu ayet, insanlığın kibrine indirilmiş ilahi bir tokattır. Düşünün ki, teknolojimiz ne kadar gelişirse gelişsin, laboratuvarlarımız ne kadar gelişmiş olursa olsun, gökten inecek bir tek damla yağmura muhtacız. Yerin altına çekilen suyu hangi teknoloji geri getirebilir? Kupkuru kalmış bir yeryüzüne, Allah’ın izni olmadan kim hayat verebilir?
Geçen sene yaşadığımız o kuraklık, bizlere suyun musluktan akan basit bir sıvı değil, doğrudan doğruya Rahman’ın arşından süzülen bir ikram-ı ilahi olduğunu gösterdi. Unuttuğumuz nimetlerin kadrini bilmemiz için ilahi bir ikazdı o günler.
Şimdiki Zaman: Bereket ve Rahmet Sağanağı
Ve bugün… Dönüp şu ana, bu seneye bakıyoruz. Şükürler olsun ki Mevla, o sonsuz merhametiyle bizleri cezalandırmadı. Günlerdir gökyüzünden sağanak sağanak rahmet yağıyor. Toprak suya doydu, nehirler coştu, barajlar taştı. Dağlar yeşilin en güzel tonuna bürünürken, geçen yıl mahzun olan yüzler bu yıl şükür tebessümleriyle aydınlandı. Gökten dökülen her bir damla, yeryüzüne inen birer melek gibi toprağın kalbine hayat taşıyor.
Peki, şimdi bize düşen nedir? Geçen seneki o darlığı unutup, bu seneki bolluğu kendi amellerimizden veya tesadüflerden mi bilmek? Asla!
Şimdi Şükür Zamanı
Şimdi minberlerden, kürsülerden ve gönüllerden şu nidanın yükselme vaktidir: “Elhamdülillah…”
Şükür, sadece dille “Çok şükür” demek değildir dostlar. Gerçek şükür; bize emanet edilen bu aziz suyu israf etmemektir. Gerçek şükür; rahmetin sahibini tanımak, darlıkta O’na sığındığımız gibi, bollukta da O’na secde etmektir. Geçen sene kuraklıkla bizi imtihan eden Rabbimiz, bu sene de rahmetle, bollukla imtihan ediyor.
Gelin, bu seneki bereketi bir şımarıklık vesilesi değil, bir kulluk ve muhasebe vesilesi kılalım. Başımızı her yağmur yağdığında göğe çevirip, Mülk Suresi’ndeki o ilahi soruya kalbimizle cevap verelim:
”Sensin ya Rabbi! Sularımız çekilirse bize o temiz suyu getirecek olan ancak Sensin. Biz aciziz, Sen Kadirsin. Biz muhtacız, Sen Rahman ve Rahimsin. Geçen seneki darlığımızı bu sene bolluğa çevirdiğin gibi, kalplerimizin kuraklığını da hidayet ve merhamet yağmurlarınla yeşert.”
Rabbimiz, bizleri nimetin kadrini bilen, şükrünü eda eden ve rahmetinden mahrum kalmayan salih kullarından eylesin. Amin.