Ünye HaberleriOrdu HaberleriFındık FiyatlarıTalip KocakoçÜnye Sosyal
DOLAR
44,7482
EURO
52,8199
ALTIN
6.920,10
BIST
14.239,45
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ordu
Açık
12°C
Ordu
12°C
Açık
Perşembe Açık
13°C
Cuma Az Bulutlu
13°C
Cumartesi Yağmurlu
12°C
Pazar Hafif Yağmurlu
13°C

İsmail Karayiğit

Ünye Sosyal Köşe Yazarı

YAŞATTIĞIMIZ KADAR İNSANIZ!

13 Nisan 2026 18:44
357

​Ayet: “Kim bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür.” (MÂİDE 32)

​Modern dünyanın hızına kapılıp insani değerleri erozyona uğrattığımız şu günlerde, ne yazık ki en temel hakkımız olan “yaşama hakkı” giderek daha fazla tehlike altına girmektedir. Bugün televizyonlarımızı açtığımızda karşımıza çıkan şiddet olayları basit birer asayiş vakasından ziyade, insanlığın vicdanının nasıl kanadığını gösteriyor bizlere. Cana kıymanın, bir canı yok etmenin hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacağı gerçeği hem evrensel hem de inandığımız dinimizin temel taşıdır.

​Yüce dinimiz İslam bizleri, yani insanları (yaratılmışların en şereflisi) “eşref-i mahlukat” olarak tanımlar. Bu sıfat sadece inançla ilgili değil, bizzat varoluşun kendisiyle ilgilidir. İşte yüce kitabımızda Maide Suresi’nde bahsettiği ayet-i kerimede bir insanın canına kastetmenin sadece o şahsa değil, tüm insanlık ailesine karşı işlenmiş bir cinayet olduğunu ilan eder.

​Dinimiz, bırakın başkasının canına kıymayı, hayatı kutsal bir emanet olarak tanımlamış; kişinin kendi canına dahi el kaldırmasını yasaklamıştır.

Çünkü insan, bedeninin sahibi değil, emanetçisidir.

​Peygamber Efendimiz (sav) Veda Hutbesi’nde tarihin en büyük insan hakları bildirisini sunarken; “Kanlarınız, mallarınız ve onurlarınız, şu kutsal ay ve şu kutsal şehir (Mekke) nasıl dokunulmazsa, öylece dokunulmazdır.” buyurmuştur.

​Bu sınır, sadece fiziksel saldırıyı değil, kişinin manevi ve bedeni bütünlüğünü tehdit eden her türlü yaklaşımı reddeder. Zira gerçek bir mümin, Efendimiz’in şu tarifiyle yaşar: “Müslüman, elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kişidir.”

​Eğer bizler birbirimizin elinden ve dilinden emin olamıyorsak, yüce dinimiz İslam’ın sunduğu o büyük medeniyet tasavvurundan uzaklaşmışız demektir.

​Bugün can kavramının ucuzladığı bir devirde yaşıyoruz. Öfke kontrolünün kaybedildiği, en basit tartışmaların ölümle sonuçlandığı, sabrın tükendiği bir toplum yapısına doğru evriliyoruz. Oysa dinimiz İslam; şiddeti değil merhameti, intikamı değil affetmeyi, öfkeyi değil sükuneti esas alır. İslam hukuku ve ahlakı, kişinin hak arayışında şiddete başvurmasını reddeder. Adaletin ancak meşru yollarla, hukukla ve devlet mekanizmasıyla sağlanabileceğini bizlere emreder. Kendi adaletini kendi elleriyle sağlamaya çalışmak, toplumu bir kaosa sürükleyen en büyük tehlikedir.

Çözüm sadece yasal düzenlemelerde değil, vicdani bir restorasyondadır. Çocuklarımıza ve gençlerimize, yaşamın her zerresinin kıymetli olduğunu, her canlıya merhamet göstermenin Allah’ın rızasını kazanmanın tek yolu olduğunu yeniden öğretmeliyiz. “İncinsen de incitme” düsturunu hayatın merkezine yerleştirmeliyiz. Unutmayalım… İnsan yaşatmak için var edilmiştir, yok etmek için değil.

​Cana değer veren, yaradılanı yaradandan ötürü seven bir anlayışı yeniden ihya etmek, içinde yaşadığımız bu dünyanın huzuru için en elzem vazifemizdir. Şiddetin karanlığına karşı inancımızın ışığı olan merhamet ve adaleti yeniden yükseltmek zorundayız. Huzurlu ve yaşanabilir bir toplum ancak yaşatmak üzerine kurulu bir vicdanla mümkündür.

​Son söz…

​Yeryüzü bize mülk değil, bir emanettir. Kalp kırmak Kâbe’yi yıkmakla bir tutulmuşken, bir cana kıymanın telafisi mümkün olmayan bir hüsran olduğunu unutmayalım.

​Öfkemizi merhametle, nefretimizi sevgiyle terbiye etmedikçe gerçek manada huzura erişemeyiz. Gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras; birbirinin canını, malını ve onurunu mukaddes bilen bir kardeşlik hukuku olmalıdır.

​Zira biz yaşattığımız kadar insanız…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.