Bazen yaptığımız işler görünürde küçük ama niyetler büyük olur.
Büyük işler yapmadan iyi insan olunmaz sanırız.
“Param olsun yardım edeceğim. Makamım olsun memlekete hizmet edeceğim. Ünlü olayım da hayır yapayım.”
Bekleriz hep. Büyük günü, büyük parayı, büyük alkışı.
Oysa iyilik büyüklük yarışı değildir. İyilik niyet meselesidir. Bir örnek ile anlatalım:
İstanbul’un göbeğinde 500 yıldır dimdik duran bir Süleymaniye var. Kanuni’nin emri, Mimar Sinan’ın ustalığı, hazinenin gücüyle yapıldı. Her taşı ayrı hesap, her kubbesi ayrı mühendislik.
Ama rivayet odur ki o koca caminin harcını tutan şeylerden biri de mahalleli yoksul bir kadının her gün getirdiği bir tas yoğurttu.
Evladım param yok ama bir tas yoğurdum var dedi.
Bu hikâye şöyle rivayet olunur;
Günlerden bir gün Kanuni Sultan Süleyman rüyasında mahşer yerini görmüş.
Koskoca bir terazi kurulmuş. Bir kefesine Süleymaniye Camii konmuş. Minareleri, kubbesi, avlusuyla.
Öbür kefesine ise bir tas yoğurt konmuş.
Terazi yoğurt tarafına ağır basmış
Sultan uyanınca Mimar Sinan’ı çağırmış. Ebussuud Efendiyi çağırtmış hemen “Sinan, bu ne iştir? Ben cami yaptırdım, adımı ebedileştirdim. Nasıl olur da bir tas yoğurt benden ağır gelir?”
Sinan araştırmış. Meğer inşaat sırasında yoksul bir kadın her gün bir tas yoğurdu harcın içine katıyormuş. “Evladım benim param yok. Ama bu camide bir tuğlam olsun. Allah rızası için” diyormuş.
Kanuni o kadını buldurmuş. Sormuş: “Ana, sen ne yaptın da bu oldu?”
Kadın ağlayarak: “Sultanım, siz altın verdiniz, taş verdiniz. Benim elimde bu vardı. Niyetim şuydu: ‘Ya Rabbi, kıyamete kadar bu camide okunan ezanda, kılınan namazda benim de payım olsun.’ Ben gösteriş için yapmadım. Sadece sen rıza göster diye yaptım demiş. Çünkü büyük işler büyük niyetlerle başlar ama küçük sadakatlerle ayakta kalır. Kanuni sarayda karar verdi, ama camiyi ayakta tutan o kadının duası oldu.
Hayat da böyle değil mi? Biz hep “bir gün çok param olursa fakire yardım edeceğim” derken, bugün kapı komşumuz aç yatıyor. “Büyük proje yapacağım” derken, küçücük bir tebessümü esirgiyoruz.
Unutmayalım. Tarih sadece padişahları yazmaz. Bir tas yoğurdun harcı tuttuğu yerleri de yazar. Yaşlı bir teyzenin yolda yürürken poşetlerini taşımanı, susuzluktan ölecek bir kuşa su vermeni, bir çiviyi yolda kimseler zarar görmesin diye alıp kaldırmanı, yaşlı bir dedeye otobüste yer vermeni, tarihte kazanılan o büyük zaferlerde cepheye su taşıyan teyzeleri anaları da yazar tarih.. Yaptığımız işlerden daha önemlidir içimizde taşıdığımız niyetlerimiz. Belki birine ettiğiniz dua sizi kurtarır bilemezsiniz. Belki de birine trafikte giderken bir yayaya yol vermeniz kurtarır. Yani demem o ki:
Senin bugün elinden ne geliyorsa onu yap. Büyük olsun, küçük olsun fark etmez. Niyetin temizse, o iş Süleymaniye gibi kalıcı olur.
Çünkü bazen bir tas yoğurt, bir hazineyi geçer.
Bazen küçük bir iyilik, koca bir ömrü kurtarır. Çünkü Allah büyük işlere değil yaptığın işlerin içinde ki niyete bakar. Unutma ne verdiğin değil hangi halis niyetle verdiğin önemlidir.