Etiket: Esma Kocakoç Ocak Köşe Yazıları
Arzu’nun anısına saygıyla… Dünya, kimilerinin sadece seyretmekten zevk aldığı, kimilerinin ise çiçeklerini hoyratça koparıp atmayı kendinde hak gördüğü koca bir bahçe. Ama bu bahçede öyle çiçekler var ki, daha tomurcuk veremeden sökülüyor. Konuyu uzatmaya gerek yok, bahsettiğim çiçekler gibi hayattan koparılan “genç kadınlar”dan, vefatının sene-i devriyesi vesilesi ile Arzu’yu konuşmak...
Önümüz 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı… Şimdiden tüm memurlarımıza ve tatil planı yapanlara iyi istirahatler dilerim. Zira bu ülkede “bayram” kavramının kime tatil, kime ekstra mesai getirdiği üzerine biraz kafa yormak gerekiyor. Meydanlar dolacak, pankartlar açılacak, “emeğin kutsallığına” dair en afili nutuklar birbiri ardına sıralanacak. Ancak o meydanlardaki coşku...
Çok şükür ki hayatımın hiçbir kesiminde türbeci olmadım. İnsanın aracıya ihtiyaç duymasını bir noktaya kadar anlayabiliyorum ama bunu denli abartmak, bu kadar batıla tapmak inanılır gibi değil. Ülkemizin her yeri türbe dolu; bu yüzden türbe inancının bu kadar yaygın olmasını anlıyorum ama oradakinin sadece bir mezar olduğu unutuluyor. Sorsan her...
Meşhur bir hikaye var; her sabah penceresinden bakıp karşı komşusunun astığı çamaşırların ne kadar kirli olduğundan şikayet eden bir kadınla ilgili… Kadın, komşusunun çamaşır yıkamayı bilmediğinden bahseder durur. Ta ki asıl kirin komşusunun çamaşırlarında değil, kendi penceresinde olduğunu fark edene kadar.İşte toplumda da kural şudur: Kusur daima karşı kaldırımdadır. Başkasının...
Eskiler, “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halik bilir” dermiş. Ama tabi eskiler öyle demiş, eskiler eskide kalmış; yeni bir deyiş var artık: İyilik yap, foto paylaş; sonuçta kimse görmüyorsa yapılmamış demektir. Devir değişti, ekranlar büyüdü, niyetler 15 saniyelik karelere sığdırıldı. Artık iyilik denize değil, sosyal medyanın “keşfet” algoritmasına bırakılıyor....
Büyük şehrin gürültüsünden ve bunaltıcı kalabalığından kurtulup küçük şehre yerleşme hayali çoğumuzda vardır. Fakat bu hayal gerçek olduğunda işlerin düşündüğümüz gibi olmadığını fark ederiz; hesaplarımızda olmayan bir şey vardır: “Fısıltı Gazetesi.” Küçük şehirde mahalle hayatı aslında bir çeşit açık cezaevidir. Kim geldi, kim gitti, elindeki poşette ne vardı, o saksının...