Önümüz 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı… Şimdiden tüm memurlarımıza ve tatil planı yapanlara iyi istirahatler dilerim. Zira bu ülkede “bayram” kavramının kime tatil, kime ekstra mesai getirdiği üzerine biraz kafa yormak gerekiyor.
Meydanlar dolacak, pankartlar açılacak, “emeğin kutsallığına” dair en afili nutuklar birbiri ardına sıralanacak. Ancak o meydanlardaki coşku dindiğinde, beyaz yakalılar ve eylemciler evlerine çekildiğinde sahne değişecek. Sloganlardan arda kalan “pisliği” temizlemek, yine o bayramı kutlanan asıl kahramanlara; yani sahadaki işçilere kalacak.
Sloganlar Biter, Mesai Bitmez
Özellikle işçi ve emekçilerin gününde, emek sömürüsünün hat safhaya çıkması sanırım sadece benim gördüğüm bir absürtlük değil. “Yaşasın 1 Mayıs” sesleri göğe yükselirken, o esnada gerçekten ter döken işçi nerede? Tabii ki işinin başında. Ne sanıyordunuz? İşçi bayramında işçinin tatil yapacağını mı?
Gerçekten ironik; bir kesim “emeğin hakkı” için yürürken, diğer kesim o yürüyüşün lojistiğini sağlamak, çöplerini toplamak veya o gün dışarı çıkanlara hizmet etmek için her zamankinden daha fazla çalışıyor. Herkes sıcak yatağına ya da bayram tatili planına dönerken; o işçi, slogan atanların bıraktığı yerden mesaisine devam ediyor olacak.
Asıl Saygı, Slogandan Sonra Başlar
Meydanlarda emeğin kutsallığını savunanlara küçük bir hatırlatma: Bu bayram, size o an hizmet verenlerin günü. Attığınız sloganlar bittiğinde, elinizdeki çöpü yere bırakmamak bile o işçiye göstereceğiniz en büyük saygıdır. Çünkü gerçek emek sevdası, pankart taşımakla değil; o pankartın arkasındaki yükü omuzlayan adamın işini zorlaştırmamakla başlar.
Lafın kısası; 1 Mayıs’ta işçinin tatil yapamadığı bir düzende, kutlanan şeyin adı “bayram” değil, olsa olsa “yoğunlaştırılmış mesai” olur.