Takvim bugün 1 Ağustos’u gösteriyor. Belki birçok insan için sıradan bir gün ama benim için yeni bir dönemin başlangıcı. Çünkü bazı tarihler sadece ayların değiştiği günler değildir. Bazı tarihler insanın gözünü açtığı, yaşadıklarından ders çıkardığı ve hayata yeniden başladığı günlerdir.
Allah’a hamdolsun… Bugün dönüp geriye baktığımda şükredecek çok şeyim olduğunu görüyorum. Evimizi kurduk, ocağımızı kurduk, arabamıza bindik yolumuzu çizdik. Hiçbiri kolay olmadı. Her adımın arkasında alın teri, sabır, mücadele ve dua vardı. Rabbim çalışanın emeğini hiçbir zaman boşa çıkarmadı. Medya faaliyetleri bir taraftan, düğün ve organizasyon çekimleri vs. işler yolunda gidiyor. Yine baktığımda emekliliğe dayanmış sigorta prim günü. İşte bu en güzeli. Çoğu zaman özellikle bizim bölgemizde “Boş geze” görünsek de gençliğimizi çalışma hayatına vermişiz. Şimdi yine çalışacağız ancak biraz rölantiye alma vakti.
Ancak hayat bana sadece çalışmayı değil, insanları da öğretti. Yanımızda duranların arka planda bizimle aynı yüreği taşımadığını gördüm. Aynı sofraya oturduğun, aynı hayalleri kurduğun, geleceğini birlikte planladığın insanların bile bir gün sabretmeyi ve şükretmeyi unutabildiğine şahit oldum. Allah’ın verdiği nimetleri, kurulan yuvayı, verilen emeği, edilen duaları unutanlar oldu. Dünya heveslerini, geçici arzuları ve nefsini; sadakatin, vefanın ve emanetin önüne koyanlar oldu. Sadakatin dört tekere binip gittiğini görmek en acısı… İhanet…
İhaneti de gördüm. Hem de en yakından. Çok zarar gördüm. Maddi olarak kaybettim, manevi olarak yıprandım, psikolojik olarak belki de hayatımın en ağır günlerini yaşadım. Kimseye anlatamadığım, içime attığım, sadece Rabbimin bildiği öyle acılar yaşadım ki… Dışarıdan gülümseyen yüzümün arkasında gecelerce uyuyamayan, sabaha kadar dua eden, “Neden?” diye kendi kendine soran bir insan vardı. İnsanların gördüğü sadece sonuçtu; yaşadığım mücadeleyi ise yalnızca Rabb’im biliyordu. Yine Rabb’im sorsun!
Ama Allah’a hamdolsun… Toparladık. Düştüğümüz yerden kalkabilmek nasip oldu. Bugün ayaktaysam bunun sebebi kimsenin desteği değil, Rabbimin bana verdiği güç, ailemin duası ve kendi mücadelemdir. Yaşadıklarım bana çok ağır bedeller ödetti ama aynı zamanda çok büyük dersler de verdi. Artık kimseyi olduğu gibi değil, olduğu hâliyle görüyorum. İyi niyetimi kaybetmedim ama onu hak etmeyenlere de eskisi gibi sunmayacağım.
Kimse yüzüne güldüğüme bakıp eski samimiyetimizi devam ediyor sanmasın. Selam veririm, hâl hatır sorarım, aynı ortamda bulunurum. Çünkü bana yakışan budur. Ama bu, unuttuğum ya da yaşananları yok saydığım anlamına gelmez. Herkesin artık hayatımdaki yeri ve mesafesi bellidir. Güven öyle kolay kazanılan bir şey değildir; bir kez kırıldığında da eskisi gibi olmaz.
Bugün geriye dönüp kimseye beddua etmiyorum. (Bu cümleme kendim de zor inanıyorum aslında)
Herkes yaptığı seçimin sonucuyla yaşayacak, herkes hesabını önce vicdanına sonra Allah’a verecek. Ben ise kendi yoluma bakıyorum. Çünkü artık biliyorum ki geçmişi sırtında taşıyan geleceğe sağlam yürüyemez.
1 Ağustos benim için yeni bir ayın ilk günü değil; yeni bir bakış açısının ve yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bundan sonra yine daha çok çalışacağım, daha çok üreteceğim. Kendime verdiğim sözleri tutmak için yaşayacağım. Çünkü en güçlü cevap, başarıdır. En güçlü cevap, dimdik ayakta kalabilmektir. Ve çok çok da dinleneceğim, kendimle kalacağım.
Allah’a hamdolsun… İhaneti de gördük, vefayı da gördük. Dostu da tanıdık, menfaati de. Kaybettiğimizi sandığımız her şey aslında bize kim olduğumuzu yeniden öğretti. Bugün içimde öfke evet var ama tecrübe deyip geçmek daha mı iyi sanki! Kırgınlık da var ama kararlılık da…
Ve biliyorum ki bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. İyi niyetimizi kaybetmedik, sadece onu hak edenlere saklamayı öğrendik. Bundan sonra yolumuz da, hedefimiz de, duruşumuz da belli. Rabbim doğruluktan ayırmasın. Gerisi zaten zamanın ve adaletin işidir.
İş hayatım da bu süreçten nasibini aldı. İstanbul’dan Ünye’ye dönerken tek amacım doğduğum topraklara hizmet etmek, kendi memleketimde üretmek ve katkı sunmaktı. Fakat zaman geçtikçe emeğin değil, ilişkilerin konuşulduğu; çalışanın değil, güçlü görünenin öne çıkarıldığı bir düzenle karşılaştım. Gün geçtikçe değersizleştirilmeye çalışıldık. Önümüze görünür görünmez engeller konuldu, destek olmak yerine köstek olmayı tercih edenlerle karşılaştık. Hatta 10 bin nüfuslu Çaybaşı’nda bile bir medya ofisini, bir çalışma alanını çok gören anlayışlarla mücadele etmek zorunda kaldık. Oysa bizim derdimiz kimseyle yarışmak ya da birilerine yaranmak değildi; tek gayemiz üretmek, çalışmak ve memleketimize değer katmaktı. Buna rağmen yolumuza taş koyanlar hiç eksik olmadı. Şunu herkes bilsin ki suskunluğumuz çaresizlikten değil, sabrımızdandır. Ama sabrın da bir sınırı vardır. Kimsenin hakkını yemedik, kimsenin emeğine göz dikmedik. Aynı hassasiyeti herkesten de bekledik. Yanımızda duranlarla kuyumuzu kazanların aynı olduğunu biraz geç gördük. Bu da bir tecrübe oldu. Büyükşehirlerde çalışmış biri olarak yerelin daha zor oluğunu, at iziyle it izinin birbirine karıştığını burada gördüm.
Diğer bir konu ise uzun bir süredir uzaktan uzağa takip ediliyorum birileri tarafından. Korkutmak amaçlı değil; gözlemci şeklinde uzaktan uzağa sürekli denk geldiğim bir plaka. Bu satırlarımı da okuduğunu biliyorum. Ulan Allah’sız adam, ulan kitapsız! Seninle de işim bitmedi. Yeni başlıyoruz…
Önceki gün arabamın üzerine bırakılan bir not ve fotoğraflar ile yaşadığım bütün sürecin neden-sonuçlarını iyice analiz etme fırsatı buldum. Yorgunluklarımdan, bıkkınlıklarımdan, ihanetten geriye kalan bu not var sadece elimde. 1 Ağustos’u bu notlarla karşılıyorum. Teyit ettim, doğruladım, parçaları yan yana koyunca bütünü görebildim. Bir dönem gücün yanında olanlar gücün ışığı sönünce benim tarafıma geçmiş de bana ispiyon yapıyor, tam bir komedi. Güç bende he şimdi…
Meğerse ben ne kadar iyi niyetliymişim, ne kadar temiz yürekli safmışım! Saf sandıklarımız ey gidi eyyyy… Vay be dünya… Ne Ünye bildiğimiz Ünye, ne Çaybaşı bildiğimiz Çaybaşı, ne de insanlar bildiğimiz insanlar. İyi kalabilenlere selam olsun.
Ve geçenlerde bir söz okumuştum; böylelikle bitirelim bu derin sohbeti.
“Aldatan aldanacağı günü beklesin!”