Ünye HaberleriOrdu HaberleriFındık FiyatlarıTalip KocakoçÜnye Sosyal
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ordu
Yağmurlu
13°C
Ordu
13°C
Yağmurlu
Pazar Yağmurlu
11°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
14°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Yağmurlu
15°C

Talip KOCAKOÇ

Gazeteci - Ünye Sosyal Gazetesi Yazarı

SESSİZ BASKININ GÜRÜLTÜLÜ DÜNYASI: YERELDE GAZETECİLİK

17 Aralık 2025 00:12
821

Büyük şehirlerde gazetecilik zordur, eyvallah. Ama yerelde gazetecilik… O bambaşka bir hikâyedir.

Uzaktan bakıldığında sessiz, sakin görünen ama aslında dipten dipten kaynayan bir kazandır burası. Her gün aynı yüzleri gördüğünüz, aynı insanlarla selamlaştığınız, herkesin birbirinin seceresini bildiği bir yerde yazı yazmak; hele ki olanı olduğu gibi yazmak, herkesin kaldırabileceği bir yük değildir. Büyükşehirde kalabalığın içinde çok dikkat çekmez hatta olumlu olumsuz eleştiriler gazeteciliğe saygıyı yükseltir. Ama burada bir haber, sadece bir haber değildir; bazen başınıza açılan belanın ilk cümlesidir.

“Sadece Güzellikler Gösterilsin” Öyle mi?

Bir yol çalışmasını haber yaparsınız, hizmeti duyurduğunuzu sanırsınız. Ertesi gün telefon acı acı çalar: “Sen kimin tarafındasın?” Çöp sorununu, vatandaşın mağduriyetini gündeme getirirsiniz, “Bizi kötü gösterdin” diye kaşlar çatılır. Çünkü burada bazıları için gazetecilik, gerçekleri kamuoyuna aktarmak için değil, sadece kendi koltuklarını ve çıkarlarını parlatmak için vardır. Onların istediği ayna, sadece güzellikleri göstersin istenir; sivilceleri gösteren ayna suçludur.

Kraldan Çok Kralcılar

İşin en sinsi tarafı siyasi baskılardır. İktidardaki parti ya da makam sahibi bizzat sizi aramaz belki ama, “kraldan çok kralcı” olan o malum kitle hemen devreye girer. Partinin adını zırh gibi kuşanmış, şahsi ikbalini gözeten, kendi küçük iktidarını pekiştirmek için gazeteciyi susturmaya çalışanlar… Telefonun ucunda “Bizim hatırımıza o haberi kaldır” diyenler, sosyal medyada aba altından sopa gösterenler, dükkân köşelerinde “Bunun da burnunu sürteriz” naraları atanlar…

Burada “tarafsızlık” en zor zanaattır. Bir gün ilçede muhalefet partisinden biriyle ya da “karşı” görülen bir muhtarla bir bardak çay içersiniz. Aradan on dakika geçmeden telefon gelir: “Senin o adamlarla ne işin var?” Onlara göre gazeteci, sadece onların çizdiği sınırlar içinde nefes almalıdır. O sınırın dışı “hainlik” bölgesidir. Dedikodu mekanizması bir kere çalışmaya görsün; gazeteci ile toplumun önde gelenleri arasına fitne sokulur, ilişkiler bozulur, gazeteci yalnızlaştırılmaya çalışılır.

Dokuzuncu Köy Neresi?

Ve işin en acı tarafı: Ekonomik kıskaç. Web sitenize, gazetenize destek veren esnaf, bir telefonla geri adım atar. Reklamlar çekilir. Çünkü yazdığınız bir cümle, birilerinin konfor alanını delip geçmiştir. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” derler ya; büyükşehirde onuncu köye gidersiniz. Ama burada bazen o köy dokuz değil, tek köydür. Gidecek yeriniz yoktur, çünkü siz zaten orada, o topraklarda yaşıyorsunuzdur.

Baskı sadece sizinle de kalmaz. Ailenizi rahatsız ederler, dostlarınızı arayıp “Arkadaşın şöyle yazmış, kulağını çek” derler. Kırsalda gazetecilik, sadece sizi değil, sevdiklerinizi de içine çeken bir fırtınaya dönüşür.

Ateşten Gömleği Giymek

Ama gazetecilik, tam da budur: Yazılması istenmeyen şeyleri yazmak. Belgeleriyle, tüm çıplaklığıyla, “Şu ne der, bu ne der” hesabına girmeden… Hele ki yerelde, medya kültürünün tam oturmadığı bir yerde bu işi yapıyorsanız, ateşten gömleği üzerinize giymişsiniz demektir. Çıkarmaya kalksanız donarsınız, giyerken zaten yanıyorsunuzdur.

Konuşursanız, yazarsanız “kötü adam” ilan edilirsiniz. Peki ya susarsanız? İşte o zaman daha kötüsü olur: Halk size sırt çevirir. Çünkü halk bilir ki, gazeteci sustuğunda gerçeğin sesi de kısılır.

Kalıcı Olan Kim?

Şunu kimse unutmasın: Siyasetçiler, oda başkanları, kurum müdürleri, muhtarlar… Koltuk sahipleri gün gelir bu memleketten çekip gider, görev süreleri biter. Ama o gazete, o yerel gazeteci yine burada kalır. Yine bu memleketin çamurlu yolunu, bitmeyen okulunu, hastanesini yazar. Memleketin derdiyle dertlenen yine gazetecidir.

Burada gazeteciyi sadece “işlerine yaradığı sürece(!)” sevenlere inat, biz işimizi yapmaya devam edeceğiz. Çünkü susan bir gazeteci, sessiz bir mezar taşından farksızdır. Tüm gürültüye, baskıya ve yalnızlaştırmaya rağmen yazmaya devam eden ise, ateşin içinden geçerek bu memlekete nefes aldırandır.

Saygıyla…

Talip Kocakoç – 17 Aralık 2025

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.