Çok değil, şunun şurasında 15 yıl öncesinden bahsediyorum… Gazetecilik mesleğine adım atmış, çiçeği burnunda bir muhabirdim. Sabah gündem toplantılarının heyecanı, haber sahasının o kendine has tozu dumanı derken, akşam saatlerinde bilgisayar başında tıkır tıkır günün dökümünü yapar, haberlerimizi yayına hazırlardık.
Yolun çok başında olsak da içimizde sönmeyen bir heves, ustalarımıza ve en önemlisi mesleğimize duyduğumuz derin bir saygı vardı. Şimdi bakıyorum da, o saygının yerinde yeller esiyor; bırakın medya mensuplarını, toplumda bile gazeteciliğin o eski ağırlığı kalmadı. Çoğu zaman “boş iş” gibi görülüyor bu meslek, ta ki birilerinin işi düşene kadar… İşte o an, gazetecinin kıymeti birden altından değerli oluveriyor.
Neyse, konuyu hemen toparlayarak asıl yaramıza, yapay zekânın mesleğimiz üzerinde yarattığı tahribata gelmek istiyorum.
Evet, açıkça söylüyorum: Bu bir tahribattır. Eskiden yapay zekâ falan yoktu; sahaya çıkar, terler, haberin kokusunu alır ve oturup o haberi kendi cümlelerimizle, kendi emeğimizle ilmek ilmek dokurduk.
Geçtiğimiz günlerde eski bir meslektaşımla oturup saatlerce dertleştik. Geçmişi yâd ederken konu döndü dolaştı şimdiki genç muhabirlerin tez canlılığına, işin kolayına kaçma sevdasına ve yapay zekâya körü körüne güvenirken haberin o sahici doğasını nasıl katlettiklerine geldi.
Gözlemliyorum ve ne yazık ki görüyorum! Şimdinin muhabirleri, özellikle de sektöre yeni adım atan genç arkadaşlar, bir an evvel haberi aradan çıkarma ve yapay zekânın o baştan çıkarıcı kolaylığına sığınma derdinde. Ama arkadaşlar, emin olun o yapay zekânın yazdığı metinler kendini kilometrelerce öteden belli ediyor! Ruhsuz, sahadan kopuk ve tamamen fabrikasyon…
Elbette teknolojinin nimetlerinden faydalanın; kimse size daktilo dönemine dönün demiyor. Fakat o gittiğiniz haberlerden, elini sıktığınız insanlardan kendi notlarınızı almayı, o atmosferi solumayı unutursanız, gazeteci değil, sadece bir “veri girici” olursunuz.
Üstelik yapay zekâ dediğiniz şey çoğu zaman sığdır; günceli yakalayamaz, bağlamı kaçırır, çuvallar. İsimleri bile birbirine katar. Daha çok yakın bir zamanda, sırf eşanlamlı kelime bulma algoritması yüzünden bir haberde geçen “Böcek” soy isminin yapay zekâ tarafından “Haşere” olarak değiştirildiğini ve bu skandalın, editörlerin de gözünden kaçarak koca ülke gündemine nasıl oturduğunu hatırlayın. Tabii aklınızı tamamen yapay zekâya teslim etmeyip, gündemi gerçekten sahada ter döken bir “gazeteci” gibi takip ediyorsanız, o günleri acı bir tebessümle hatırlarsınız.
Demem o ki; ruhunuzu makinelere, aklınızı algoritmalara teslim etmeyin. Sadece “klavye ve yapay zekâ muhabiri” olup haber müdürlerinizi çıldırtmak yerine, sokağın, sahanın ve gerçeğin muhabiri olun. Çünkü bu meslek, kopyala-yapıştır tuşlarından çok daha fazlasını hak ediyor.
Bu okuduğunuz satırları öncelikle kendim yazdım ve bir yapay zeka uygulamasına atarak toparlamasını istedim. Evet bunu yapın! Vermek istediğiniz mesajı, konuya hakimliğinizi katın yazılarınıza. Daha sonra yapay zeka editörlerine verin, gerekli düzenlemeleri yapsınlar ancak sonrasında siz de kontrol edin! Baştan sona yapay zekaya teslim olmak yerine bu yöntem daha mantıklı. Umarım mevzu anlaşılmıştır. Kolaylıklar diliyorum.