Çiçekli günlere giriş yaptık. Ağaç dalındaki çiçeklerden bahsetmiyorum sadece; ruhumuz da çiçek açıyor ve buna vesile olan insanlar da ruhumuzun görünmeyen bahçıvanlarıdır aslında, fark ettiniz mi? Asıl bahar ruhumuza gelir, biz de ağaçlar bitkiler gibi çiçek açmaya hevesleniriz. Farklı bir heyecan dolanır durur içimizde. Çünkü çocuk neşesi gibidir Bahar’ın gelişine sevinmek, öyle coşkulu öyle masum ve öyle içten.
Bir tarafta kuş sesleri, farklı melodilerle bize huzur aşılayan, bir yanda kırlarda rengarenk çiçeklerin oluşturduğu renk cümbüşleri…
Gözlerimize farklı bir sergi sunuyor.
Güneşin içimizi ısıtan tarafı hep tepemizde nöbet tutarak gökyüzünden bize göz kırpar. Uzun yürüyüşler, açık hava toplu sohbetler, kuş sesleri ve çocuk sesleri de aslında ruhumuzu şarj eden bir etkiye sahiptir.
Fakat kaçırdığımız bir şey vardı! Kaçımız bu güzellikleri fark ediyorduk? Kaçımız bir kelebeğin çiçeğe konmasını ve kanatları üzerinde ki o renk cümbüşünü kaçımız ıskalamadan görebiliyorduk. Bir ağacın yapraklarının hışırtısını, gökyüzünün pırıl pırıl sonsuz maviliğinin, bir karıncanın yuvasına ekmek taşımak için çektiği eziyeti kaçımız görüyorduk?
Aslında cevap verecek olursak bir elin parmaklarını geçmeyiz belki de. Çünkü hepimiz bir yerlere yetişiyoruz, hepimizin bitmek bilmeyen işleri var! Oysa ki çıplak ayakla bir toprağa ayak basamadan, bir çimene boylu boyunca uzanamadan, bahar akşamlarında ruhumuzu okşayan ılık rüzgarı ruhumuzda hissedemeden ömür tüketiyoruz.
Oysa ki her gün işlerimize giderken baktığımız yerlerde nice göremediğimiz güzellikler vardır, bahar farkına varmaktır aslında, insan önce kendisini sonra da etrafında ki güzellikleri fark ederse ruhuna da baharı ağırlamış olur.
Dediğim gibi; farkına varamadan ömürler tükeniyor azar azar, Kârun gibi zengin olsan ne yazar…
Emine Çakır – 1 Mayıs 2026