2024 yerel seçimlerinin üzerinden tam iki koca yıl geçti. Meydanlarda yankılanan iddialı vaatler, havada uçuşan vizyon projeleri ve vatandaşın elini sıkmaktan yorulan siyasetçi figürlerinin üzerinden geçen koca bir 24 ay… Sözlerin ne kadarı tutuldu, ne kadarı tozlu raflara kaldırıldı bilinmez ama bildiğimiz çok net bir şey var: Siyasetin ve siyasetçinin medyayla, dolayısıyla halkla kurduğu iletişim biçimi kökünden değişti.
Mesleğin eski günlerini, yerel basının altın çağlarını hatırlıyorum. Çok değil, birkaç dönem öncesine kadar yerel seçimlerin üzerinden iki yıl geçtiğinde, belediye başkanları adeta birer karne heyecanıyla basının karşısına çıkardı. Hemen hemen her ilçe belediye başkanı yerel televizyon kanallarına konuk olmak, gazetelere manşet vermek ve gazetecilere özel demeçler sunmak için adeta sıraya girerdi.
Amaç çok netti: “İki yıl içinde şu hizmetleri yaptık, bu projelerin temelini attık, önümüzdeki yıllarda da bunları tamamlayacağız.” Bu brifingler, sadece birer halkla ilişkiler çalışması değil, aynı zamanda şeffaflığın ve hesap verebilirliğin bir göstergesiydi. Gazeteciler sorularını sorar, halkın nabzını masaya yatırırdı. O zamanlar gazeteciliğin, haberciliğin ve kalem sahibinin bir ağırlığı, bir saygınlığı vardı. Siyasetçi, halka ulaşmanın en sağlıklı yolunun basından geçtiğini bilirdi.
Üç Beş Fotoğraflı “Sosyal Medya” Belediyeciliği
Gelelim bugüne… Takvimler 2026’nın Nisan ayını gösteriyor. Şöyle bir Ordu geneline, ilçelerimize bakıyorum; o eski heyecandan, o hesap verme kültüründen eser yok. Seçim sonrası her sene gelenekselleşen, yatırım ve hizmetlerin güncel durumunu aktaran o kapsamlı brifingler tarih oldu.
Ki zaten artık Ordu’da siyaset “yapacağız, bitireceğiz, edeceğiz” sözlerini yapıştırdı artık diline. Ünye Akkuş Niksar yolu on yıllardır yapılamıyor; her sene çalışmalr başladı diye haber yapmaya devam. Yine Ünye Kültür Merkezinde de durum aynı, her sene bir vali bir milletvekili, bir belediye başkanı inşaat önünde demeç vererek sene sonuna biteceğini söylüyor kültür merkezinin. Hadi bu seneye nasip olsun inşallah. Sadece Ünye mi? Çaybaşı’na doğal gaz gelecek, devlet hastanesi faaliyete geçecek, yollar yapılacak… Gölköy’ün Gürgentepe’nin yolları, Çambaşı Yolu, heyelan bölgelerinin sorunları… Her gelen bir yol müjdesi vererek başlıyor zaten göreve… He, Fatsa çevre yolu ne oldu? Bir de raylı sistem getiriyoruz Karadeniz sahil şeridi boyunca. He babam he! Fındık üzerine verilen vaatleri hep kenarıda bıraktım. Anlat anlat bitiremezsin de neyse kısa keselim. Hesap veren yok zaten.
Şu sıralaer bakıyorum da bir iki belediye başkanı, sadece kendi kontrolündeki sosyal medya hesaplarından üç beş cilalı fotoğraf paylaşıp “Şunu yaptık, bunu gezdik“ diyerek koca bir gündemi geçiştiriyor. Gazetecilerin karşısına geçip zor sorulara yanıt vermek yerine, yorumlara kapatılmış veya sadece alkışlayanların yer aldığı sanal bir yankı odasında “hizmet” anlatılıyor. Sessiz sedasız…
Bu Sessizliğin Sebebi Ne?
Ordu’daki bu iletişimsizliğin, bu içe kapanmanın altında yatan nedeni sorgulamak zorundayız. İki ihtimal öne çıkıyor:
Saha Gerçekleriyle Yüzleşme Korkusu: Verilen sözler ile yapılanlar birbirini tutmuyor olabilir mi? Gazetecilerin karşısına çıkıldığında sorulacak “Hani şu proje ne oldu?” sorusunun cevapsız kalma ihtimali, siyasetçileri halkın ve basının karşısına çıkmaktan alıkoyuyor olabilir.
“Erken” Rehavet: Bir diğer ihtimal ise kibrin getirdiği bir rahatlık. “Seçimi kazandık, koltuğu sağlama aldık, nasılsa önümüzde daha zaman var, şimdi keyif vakti” düşüncesi.
Şu an sahada, mevcut başkanları zorlayacak, onları tedirgin edecek güçlü ve görünür rakiplerin henüz sahaya inmemiş olmasının verdiği rehavet de bu sessizliğin en büyük tuzu biberi durumunda. “Nasılsa rakip yok” rahatlığı, hizmet aşkını da iletişim hevesini de köreltiyor.
Kapı Aşındıracakları Günler Yakındır
Fakat siyasette zaman, su gibi akar. Bugün sosyal medya paylaşımlarının arkasına saklananlar, eleştirel sorulardan kaçanlar unutmasın ki bir seçim daha ufukta belirmeye başlayacak. Yakında, çok yakında dökülürsünüz yine sahaya.
Şurada bir sene sonra, seçim sahasına girildiğinde, o bugün burun kıvrılan, demeç vermekten imtina edilen gazete ve televizyon kapılarında yine sıralar oluşmaya başlayacak. O zaman basının kıymeti yeniden “hatırlanacak.”
Ancak halk da, basın da o iki yıllık sessizliğin, o cevapsız bırakılan soruların ve verilmeyen hesapların faturasını zihnine çoktan kazımış olacak. Bekleyip göreceğiz; bakalım o zaman geldiğinde, o kapılar eskisi gibi ardına kadar açık olacak mı?