Ünye HaberleriOrdu HaberleriFındık FiyatlarıTalip KocakoçÜnye Sosyal
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ordu
Açık
10°C
Ordu
10°C
Açık
Cuma Parçalı Bulutlu
10°C
Cumartesi Çok Bulutlu
10°C
Pazar Hafif Yağmurlu
11°C
Pazartesi Çok Bulutlu
10°C

Talip KOCAKOÇ

Gazeteci - Ünye Sosyal Gazetesi Yazarı

Ünye’den İstanbul’a: Dil, Özgüven ve Fark Etmeden Değişen İnsan

3 Mart 2026 04:52
194

Yaklaşık dört yıl… İnsan hayatında uzun sayılmayabilir belki ama bir şehrin insanın üzerine sinmesi için fazlasıyla yeterli bir süre. Ben de bunu, ikamet olarak 4 yıldır sabitlendiğim Ünye’ye veda edip yeniden İstanbul temposuna karışınca daha net anladım.

Bir süredir fark ettiğim bir şey var: Ünye benden bazı şeyleri almış.

Yanlış anlaşılmasın; bu bir sitem değil. Ünye benim memleketim. Sokaklarını bilirim, insanını tanırım, samimiyetini severim. Ancak küçük şehir hayatının insanın reflekslerini nasıl yavaş yavaş dönüştürdüğünü, metropole dönünce daha çıplak görüyorsunuz.

En başta özgüven meselesi…

Eskiden ekran karşısında rahat konuşan, kelimeleri tartarak kullanan biriydim. İstanbul’un o hızlı, rekabetçi ve sürekli kendini ifade etmeyi zorunlu kılan atmosferi insanı diri tutuyor. Ünye’de ise hayat daha sakin, daha içe dönük akıyor. Sosyal çevre daralıyor, iletişim dili sadeleşiyor, hatta zamanla törpüleniyor.

Fark etmeden ben de kenara çekilmişim.

İstanbul’a döndüğümde bunu ilk birkaç günde hissettim. İnsanlarla kurduğum diyaloglarda bir tereddüt, cümlelerimde bir yuvarlanma… Daha da çarpıcısı, dilimin değiştiğini fark ettim. Hani o meşhur “İstanbul Türkçesi” vardır ya — işte onun keskinliği, berraklığı bende eskisi kadar yoktu.

Ünye bana kendi ağzını yüklemiş.

İstanbul’da “Talip Bey” diye hitap edilen yerde, Ünye’deki o sıcak ama yerel tonla “La Talip” diye seslenilmek elbette yadırganacak bir şey değil. Hatta memleket sıcaklığının en samimi göstergelerinden biridir bu. Fakat mesele tam da burada başlıyor: Uzun süre yerel dilin içinde kalınca, büyük şehirdeki iletişim kodlarına geri dönmek sanıldığı kadar kolay olmuyor.

Çünkü dil sadece kelimelerden ibaret değil.

Dil; özgüvendir, duruştur, sosyal çevreyle kurulan görünmez bir uyumdur. Büyük şehirlerde konuşma biçiminiz, kelime seçiminiz, hatta tonlamanız bile sizi tanımlar. Ünye’de ise insanı yoran o keskin rekabet yoktur; bu da zamanla konuşma reflekslerinizi gevşetir.

Benim yaşadığım tam olarak buydu.

Şimdi yeniden İstanbul temposuna ayak uydurmaya çalışırken şunu daha iyi görüyorum: İnsan yaşadığı şehre benziyor. Büyük şehir sizi keskinleştiriyor, küçük şehir yumuşatıyor. Biri hız katıyor, diğeri sükûnet veriyor. Mesele hangisinin daha iyi olduğu değil; hangisinde neyi kaybettiğinizi fark edebilmek.

Ben Ünye’de biraz kabuğuma çekilmişim.
Dilimin sivriliği törpülenmiş.
Özgüvenimin sesi biraz kısılmış.

Ama iyi haber şu: Bunlar geri kazanılabiliyor.

Şehirler insanı değiştirir, evet.
Ama insan isterse kendini yeniden inşa edebilir.

İstanbul günleri bana bunu yeniden hatırlatıyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.