Haziran ayı geldi mi Karadeniz’in ritmi ikiye bölünür. Bir tarafta çarşıda deniz havası alanlar, diğer tarafta köyde tırpan sesiyle çalışanlar…
Burası; kırk yılda bir köye gelen, her seferinde yerleşme planı yapan ama köye taş çatlasa bir hafta dayanabilenler diyarı.
Geçen gün köydeydim, bilen bilir İlküvez’de (memleketim epeyi güzeldir bu arada). Köy güzeldir, tabii tarlanız, hayvanınız yoksa aksi takdirde köy havası eziyete dönüşür.
Özellikle bu mevsimde köye gelip temiz hava alıp dinleneceğinizi düşünmeniz çok hoş çiçekler kelebekler kuşlar falan bunlar güzel hayaller hayal kısmını atlamayalım.
Ömründe arı bile görmemişlerin çimlere uzanma hayallerini anlıyorum tabii ama öyle romantik hayallerimiz olmasın zira ot motoru ve patpat sesi eşliğinde uyumak sandığınız kadar kolay olmayabilir.
Şehir merkezinde “Yaz geldi, deniz sezonu açıldı” rehaveti yaşanırken, köylerde fındık altı temizliği için tırpanlar motorlanır.
Bir tarafta Ünye iskelede, çay bahçelerinde deniz havası alıp yazın gelişini kutlayanlar; diğer tarafta ise köy yerinde sırtına tırpan motorunu yükleyip, dik yamaçlara doğru yola koyulanlar… Haziran güneşi sahil şeridini ısıtırken, köydeki adamın sırtına o dik rampada yük olur.
Aslında burada yaşamak tam da budur; üstündeki tırpan kokusuyla akşam sahilde yürümek, avucundaki nasırla iskelede çay içmektir. Burası Ünye’dir…