Eskiler, “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halik bilir” dermiş. Ama tabi eskiler öyle demiş, eskiler eskide kalmış; yeni bir deyiş var artık: İyilik yap, foto paylaş; sonuçta kimse görmüyorsa yapılmamış demektir. Devir değişti, ekranlar büyüdü, niyetler 15 saniyelik karelere sığdırıldı. Artık iyilik denize değil, sosyal medyanın “keşfet” algoritmasına bırakılıyor.
Ne yaparsak yapalım, eğer bunu dijital dünyada belgelemezsek o anın yaşanmadığına dair bir kaygı yaşıyoruz. Eskiden sağ elin verdiğini sol el görmezdi; şimdi sağ elin verdiğini Full HD izliyoruz. Bir ihtiyaç sahibine uzatılan yardım, arka fonda hüzünlü bir müzikle beraber paylaşıldığında; odağımız yardımı alanın mahcubiyeti değil, yardımı yapanın duyarlılığı ve var olduğunu sandığımız merhameti oluyor. Ne kadar ahlaki ve etik olduğu tartışılır tabii ki ama bence pek değil. İşin doğrusu kimsenin bir başkasının derdini umursadığı falan da yok; neticede başkasının derdi, başkasının derdidir.
İş o kadar çığırından çıktı ki, artık sırf bu mantık üzerine kurulmuş, geçimini bu yolla sağlayan sosyal medya hesapları bile var. Kamerayı doğru açıya sabitleyip, ihtiyaç sahibinin mahcubiyetini kaydederek “vicdan tüccarlığı” yapıyorlar. Görünüşe göre getirisi iyi. Yardımı alanın gururu, yardımı yapanın “like” toplama hevesi altında eziliyor. Bu hesaplar için “iyilik” sadece izlenme sayılarını artıran bir “içerik”.
Yeni dönemde iyilik ve samimiyet maalesef etkileşim sayılarıyla ölçülüyor. Beğeniler bir onay mekanizması, “örnek insansın” yorumları egonun tatmini. Bir çocuğu sevindirmek mi önceliğimiz, yoksa o çocuğun başını okşarken çekilen fotoğrafın alacağı etkileşim mi?