Büyük şehrin gürültüsünden ve bunaltıcı kalabalığından kurtulup küçük şehre yerleşme hayali çoğumuzda vardır. Fakat bu hayal gerçek olduğunda işlerin düşündüğümüz gibi olmadığını fark ederiz; hesaplarımızda olmayan bir şey vardır: “Fısıltı Gazetesi.”
Küçük şehirde mahalle hayatı aslında bir çeşit açık cezaevidir. Kim geldi, kim gitti, elindeki poşette ne vardı, o saksının yeri neden değişti? Hepsi anında mahalle veri merkezine işlenir ve akşam ezanına kalmadan analiz raporu çıkarılır.
Samimiyet tabii ki var. Ama bu samimiyet bazen öyle bir noktaya varır ki; kendi balkonunuzdaki saksıyı değiştirirken bile yoldan geçen üç kişiden “O toprak az gelmiş,” veya “Bu mevsimde su verilmez,” gibi ücretsiz danışmanlık hizmetini sunarlar size. Hatta poşetinizdeki ekmek sayısı bile birilerinin mutlaka dikkatini çeker. İyilikseverlik adı altında yapılan bu “her şeye müdahale etme” hali, insanı kendi evinde bile bir dizi setindeymiş gibi hissettirir; çünkü herkesin bir rolü vardır.
Küçük şehirde anahtarı paspasın altına bırakmak bir lükstür, bu doğru fakat o anahtarı oraya bırakırken, özel hayatınızın anahtarını da tüm sokağa teslim ettiğinizi bilmeniz gerekir. Çünkü bu mahallelerde “el alem ne der?” sorusu, anayasadan çok daha bağlayıcıdır.
Not: Siz yine de kimseye anahtarınızı teslim etmeyin.